Ana Sayfa Hakkımızda Ürünlerimiz Markalarımız Nerden Alırım? Fuar Basında Biz İletişim English
 
Fitoterapi; aslında, bitkilerin içindeki kimyasal maddeleri izole etmeden tedavi amacıyla ilaç niyetine kullanılmasıdır.
 
Yaşam Boyu Sağlık; Fitoterapinin uygulanmasını ağırlıklı olarak tıp eğitimi olmayan kimseler yüklenmiş durumda.

Bu durum bitkilerle şifa bulmaya çalışan hastalar için 'en güvenilir, mümkünse tıp ve eczacılık eğitimi almış' fitoterapi uzmanları bulmasını zaruri kılmaktadır. Şifalı bitkileri sadece hasta olunca değil, hasta olmamak içinde kullanmalıdır.
 
Dinç ve Zinde Kalmak; İnsanoğlu binlerce yıldır yediklerine ve içtiklerine çeşitli baharatları, otları, yaprakları ilave ederek daha sağlıklı ve zinde olmanın ya da zinde ve dinç kalmanın yollarını deneme yanılma yolunu kullanarak aramışlardır.
 
Söğütten Aspirin; Günümüz modern tıbbının hemen her hastalıkta kullandığı aspirin ilacı, söğüt ağacından elde edilebilmektedir.

Bu ve benzer şekilde bugünkü modern ve çağdaş hekimlikte kullanılan çok sayıda bitki vardır.
 
Çam Ağaçları; Çam ağacının yaymış olduğu fitonsidler, hem havayı temizleyerek hem de yaydıkları C vitamini sayesinde müzmin birçok hastalığın tedavilerini hızlandırmıştır. Verem gibi müzminleşen enfeksiyon hastalıklarının tedavi edildiği hastaneler, hep böyle yerlerde kurulmuştur.
 
Genç Hücreler;Buğday posası, yonca, bitkisel yağlarda bol bulunan E vitamini ise hücrelerimiz için önemli bir antioksidan madde olup hücre yaşlanması yıpranma ve hücre ölümüne karşı koruyucudur.
 
C Vitaminli Bitkiler; Hücrelerimizin zinde ve sağlıklı olmaları için şart olan C vitamininin kaynağı hiç kuşkusuz bitkilerdir. Hücre zarını sağlamlaştırarak hastalıklara karşı dayanıklı olmamıza ve bağışıklık sistemimizin desteklenmesi de yine bu vitaminin dengeli ve düzenli alınmasına bağlıdır.
 
Deneyim Şart!; Sayısız şifalı bitkiden uygun olanları yeterli miktar ve sürede hastaya uygulamak başlı başına bir uzmanlık ve deneyim ister. Çünkü insan organizması bu kadar araştırmaya ve bilgiye rağmen, hala daha bilinmeyenleri ile muamma olma özelliğini sürdürmektedir.
 
Devlet Desteklemeli; Bulgaristan'da 400 bitkinin şifa verici özellikleri devlet kanalıyla tespit edilmiş olup, bunlar milli ilaç sanayinde kullanılmaktadır. Son derece güçlü ve etkin ilaçların piyasasındaki varlığı hekimleri şifalı bitkilerden yararlanmaktan doğal olarak uzaklaştırmıştır.
 
Biyolojik Uyum; Şifalı bitkilerle tedavide bitkilerin içindeki etkili kimyasal maddenin organizmaya zarar vermesini önleyen başka kimyasal maddeler de vardır. Bu bakımdan şifalı bitkilerle tedavi, ilaç sanayinin ürettiği ilaçlara göre daha büyük bir biyolojik uyum sağlar.
 
Nasıl Hazırlanır?;
1- Bitkiyi sıvıya batırıp etkin maddesinin sıvıya geçmesini sağlayan solüsyon yöntemi
2- Bitkiyi alkol ya da etere batırıp etkin maddesinin bunlara geçmesini sağlayan tentür yöntemi
3- Bitkiyi kaynayan bir sıvı içine batırıp etkin maddesinin daha yoğun bir biçimde geçmesini sağlayan infüzyon yöntemi.
 
Alternatif Değildir; Bitkilerle tedavi alternatif tıp yöntemi değildir. Teşhis yöntemlerinde son derece ileri düzeyde olan modern tıp Batı'da bilhassa Almanya'da bitkisel tedavi alanına da müdehale ederek, bitkileri tedavi aracı olarak kabul etmiştir.
 
Ihlamur Kaynatılmaz; Şifalı bitkilerin yaygın kullanım biçimi çay olarak içilmesidir. Çayların hazırlanış biçimleri çok farklıdır. Her bitkinin kaynatılarak suyunun içilmesi ise yanlıştır. Ihlamur gibi bitkiler bilindiğinin aksine kesinlikle kaynatılmamalıdır.
 
Östrojeni Dengeliyor; Kuru erikte bulunan yüksek orandaki bor minerali, menapozdaki kadınlarda östrojen seviyesini dengeliyor. Vücudun antioksidan ihtiyacını karşıladığı gibi kolon kanserine karşı koruyucu olduğu da belirtiliyor.
 
Beyni Çalıştırıyor; Meyankökünden elde edilen ve "carbenoxolon" olarak bilinen bir bileşimin, beyinde yaşlanmaya bağlı akıl faaliyetlerinin azalmasına neden olan bir enzimin oluşmasını engellediği araştırmalar sonucu ortaya çıktı.
 
Şekerleme Gibi Bitki; Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalı olduğu, öksürük ve balgam söktürdüğü ve yüksek tansiyonu düşürdüğü bilinen meyankökü, ABD'de "licorice" adıyla sık üretilen bir şekerlemedir.
 
   Bunları Biliyor musunuz?
 
FİTOTERAPİ

Şifalı Bitkilerle Tedavi


Şifalı bitkilerle tedavi anlamına gelen Fitoterapi, aslında Farmakoloji'nin bir dalıdır. Teşhisini koyduktan sonra nasıl bir tedavi uygulanması gerektiği, yine hekimin sorumluluğundadır. Hekim nezaretinde olmadan hastanın kendi kendisini şifalı bitkilerle tedavi etmeye kalkışması, durumunu daha da ağırlaştırabilir.

Fitoterapi tedavi maksadıyla ilkçağlardan beri uygulanagelmiştir. Kimya sanayinin sunduğu ürünler; toprak mahsullerinin muhafazası için yoğun bir biçimde haşarat öldürücü ilaçların kullanılması; hububat, sebze ve meyvelerde gen mühendisliği yöntemleriyle gerçekleştirilen müdahaleler; ileri teknoloji ile üretilen ilaçlar son zamanlarda toplumda gitgide artan bir huzursuzluğa sebep olmuş durumda. Bu gelişmelerin yanında hayatımıza bu kadar yoğun bir biçimde giren kimyasalların her zaman masum olmadıkları da ortaya çıktı.

Söz konusu kimyasalların önemli bir bölümünün alerjiye, bağışıklık sistemimizin aksamasına, virütik hastalıkların yayılmasına, kan tablosu bozukluklarına sebep olduğu da anlaşılmıştır. Bu sonuçların ortaya çıkması insanlarda kimyasal kullanmadan yetiştirilmiş hububat, sebze ve meyvelere ve sonuç olarak doğal bitkisel ilaçlara karşı büyük bir ilginin uyanmasına sebep olmuştur.

Bugün dahi pek çok ilaç, bitkilerden izole edilen kimyasal maddeler temel alınarak sınai bir biçimde hazırlanmaktadır. Bazı bitkilerin içindeki kimyasal maddeler izole edilerek yapılan çağdaş ilaçlara birkaç örnek vermek istersek, Digogsin, Valeryan, Passiflora, Kinin gibi ilaçları sayabiliriz. İlaçların bazısı da, kanser tedavisinde kullanılmakta olan -Taxol gibi- bitkilerin içindeki kimyasal maddeyi izole ettikten sonra başka kimyasal işlemlere tâbi tutmak suretiyle üretilir. Şifalı bitkilerde çeşitli vitaminler, mineraller, oligoelementler, organik asitler, eter yağları, karbohidratlar, proteinler, fermentler, hormonlar bulunur.

Ne yazıktır ki dünyada da ülkemizde de binlerce yıldan beri uygulanan geleneksel fitoterapi yani "şifalı bitkileri karıştırarak belirli semptomların izalesi ve tedavisi için reçete hazırlamak" şimdiki tıp fakültelerinin eğitim programlarında yer almıyor. Bundan ötürü de fitoterapinin uygulanmasını ağırlıklı olarak tıp eğitimi olmayan kimseler yüklenmiş durumda. Bu durum bitkilerle şifa bulmaya çalışan hastalar için 'en güvenilir, mümkünse tıp ve eczacılık eğitimi almış' fitoterapi uzmanları bulmasını zaruri kılmaktadır.

Şifalı bitkiler kısa sürede hastalıkları tedavi etmekten ziyade, uzun süreli bir yaşam biçimidir. Hastalıkların önlenmesi, sağlıklı ve zinde bir yaşam için şifalı bitkiler en güvenilir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Şifalı bitkileri sadece hasta olunca değil, hasta olmamak için de kullanılmalıdır. Çayları, yemekleri, rejimleri, masajları ile şifalı bitkiler yaşam boyu yanımızdadırlar. Onlar hem ekonomik hem de ruhi bir rahatlığın ilk adımıdırlar.

Halk hekimliği denildiğinde fitoterapi akla ilk gelen tedavilerden birisidir. Modern tıp bilimi günümüzde bu tedavileri eskiye göre önemser olmuştur. Bitkiler vücudumuzda bozulmuş dengeleri düzelterek sağlıklı olmamızı sağlayan önemli doğal kaynaklarımızdır.

Dünyamızdaki tüm enerji kaynaklarının özü olan güneşteki enerjiyi bünyemize taşıyan bitkiler vasıtası ile hücrelerimizin enerji depoları doldurulmaktadır. Bitkilerin tedavi edici etkileri yavaş, kalıcı ve doğaldır... Fitoterapi bitkilerin çiçek, kabuk, yaprak, tohum, özsuyu ya da meyveleri ile yapılan te­daviler bütünüdür. Bitkiler; sentez yoluyla elde edilen kimyasal ilaçlara göre organizmaya daha çok şifa, daha az yan etki yapma riski taşımalarından dolayı çok sıklıkla başvurulan ilk seçenek tedaviler olmuşlardır.

Ünlü hekim Hipokrat "Açlığı yemek bastırır, bu yüzden şifa yemeğin ta kendisidir." diyerek bir gerçeği yıllar önce vurgulayıp önemsemiştir.

İnsanoğlu binlerce yıldır yediklerine ve içtiklerine çeşitli baharatları, otları, yaprakları ilave ederek daha sağlıklı ve zinde olmanın ya da zinde ve dinç kalmanın yollarını deneme yanılma yolunu kullanarak aramışlardır. Zamanla gıdalara kattıkları ile koruma yollarını bularak bilime önemli katkılar sağlamışlardır.

Bu yolla çeşitli başarılara ulaşılırken bazı durumlarda hastalıklara davetiye çıkarttıkları da bilinen gerçeklerdir.

Çay ve kahveyi kullanmaya başlayan atalarımız bu bitkilerin bu kadar güncel ve hemen herkesin tiryakisi olacağını bilmiyorlardı. Yıllar geçtikçe meraklı bilim adamlarının gayretleri ile bugün artık bu maddelerin ihtiva ettiği yüzlerce yarar ve zararı bilerek bu maddeleri kullanır olduk diyebiliriz.

Bu gerçeklerden yola çıkarak fitoterapistler çeşitli bitkileri kullanarak hastalıkları iyileştirirken hekimlik bilgisi yanında iyi bir sanatkar olma misyonunu da üstlenmiş olmalıdırlar.

Şifalı bitkilerin muhafazası

Şifa veren maddeler bitkinin tomurcuk, yaprak, kök, gövde veya tohumunda olabilir. Bu maddenin bulunduğu yere göre bitki, günlük, aylık ya da mevsimsel değişimlere uğradığı için aktif maddenin dorukta olduğu zamanlamayı iyi yapmak gerekmektedir. Her bitkinin toplanma zamanı bu yönü ile önemlidir.

Aktif maddenin bulunduğu bölgeler

Tomurcuklar: İlaç maddesi olarak köknar, akçam, kavak tomurcuğu ilk akla gelenlerdir. Bu bitkilerin tomurcukları ilkbaharda toplanmalıdır.
Kabuklar: Bitkisine göre küçük farklar olmakla birlikte ilkbaharda toplanmalıdır.
Yapraklar: Bitkilerin çiçek açmaya başladığı dönemde toplanması tavsiye edilir.
Açık ve güneşli bir havada elle toplama tavsiyesine uyulursa daha şifalı sonuçlar alınır.
Çiçekler: Yeni çiçek açma döneminde toplanması tavsiyelidir. Elle toplanıp kurutulması önerilir.
Meyve ve tohumlar: Olgunlaştıktan sonra elle toplanmalıdır.
Kök, gövde: İlk ve sonbaharda toplanıp kurutulduktan sonra ayıklanıp, temizlenmesi ve uygun durumlarda kullanılması önerilir.

Hammaddesinde eter yağı bulunan bitkiler 3035 derece ısıda kullanılır hale gelecek işlemlerden geçirilmelidir. Glikozidîer 5060 derece, askorbik asit ihtiva eden kuşburnu, ısırgan otu gibi bitkiler varsa 8090 derecede kurutulmalıdır.

Bitkilerden çok sayıda ilaç yapılabilir. Günümüz modern tıbbının hemen her hastalıkta kullanmaya başladığı aspirin ilacı söğüt ağacından elde edilebilmektedir. Bu ve benzer şekilde bugünkü modern ve çağdaş hekimlikte kullanılan çok sayıda bitki vardır. Bunların bir çoğu organlarımızın bozulmuş ya da bozulmaya yüz tutan dengelerini düzelterek koruyucu tedavi yapmakta, dinç ve zindeleşmemizde doğal olarak rol sahibi olmaktadırlar.

17. yüzyıldan beri kullanımı giderek artan şifalı bitkilerin ilaç sanayindeki etkisi yüzyılımızın başından bu yana iyice anlaşıldığı için sık kullanılmaları gündemden düşmemektedir. Öyle ki gelişmiş Batı ülkelerindeki eczanelerde neredeyse ilaç sanayi ürünleri kadar satıldığını istatistikleri araştırdığımızda görüyoruz.

Hekim kontrolünde yapılan bu satışlar nedeni ile ne hastalar zarar görmekte ne de ülke kaynakları ve paraları yurtdışındaki tröstlere akmaktadır. Tedavi maliyetlerindeki ucuzluk yanında güvenli ve insan bünyesine uygun olmaları nedeni ile de ayrıca tercih sebebi olabilmektedir. Hem ucuz hem de yan etkisi az olan, insan bünyesi ile kolay uyuşabilen şifalı bitkiler gelecekte giderek daha çok tercih edileceğe benziyor.

Peki bitkilerin etki mekanizması nasıl oluşuyor? Bu soruyu şöyle cevaplandırabiliriz. Bitkilerde bulunan farklı kimyasal maddeler bu etkinlikte rol oynar.

Fitonsid: Fitonsid adı verilen kimyasal maddelerin etkisi ile bitkilerin şifa vesilesi olduklarını söyleyebiliriz. Fitonsidlerin sadece şifa vesilesinde değil aynı zamanda bitki neslinin korunmasında da rollerinin olduğu bilinmektedir.

Çeşitli bulaşıcı özellikli mikrobik hastalıklarda sarımsak, kırmızı biber, ardıç ağacı, soğan, turp, şalgam, ısırgan otu gibi bitkilerden salgılanan fitonsidlerin olumlu etkisi olmaktadır. Bu hastalıklara karşı koruyucu olan fitonsidler, bağışıklık sistemine yaptığı katkılar nedeni ile yüzyıllardır başarı ile kullanılmaktadır.

Aynı şekilde yosun, kamışlık gibi sulak mekanlarda yetişen bitkilerin salgıladığı fitonsidler ise suyun mikroplarını öldürerek sağlığımıza destek olmaktadırlar.

Basit mantarlardan elde edilen çeşitli mikrop öldürücü fitonsidler ise çağımız modern antibiyotik mucizesinin temellerini atmaya vesile olmuşlardır. (Penisilin ilacı küf mantarlarından tesadüfi olarak bulunan ilk antibiyotiktir.) Küflü peynir yiyen bazı insanların çabuk iyileşmeleri gözleminden yola çıkılarak bulunan penisilin, ilk keşfedildiği yıllarda tıp bilimine yapmış olduğu katkılardan dolayı bulan kişiye ödüller dahi kazandırmıştır.

Çam ağacının yaymış olduğu fitonsidler, hem havayı temizleyerek hem de yaydıkları C vitamini sayesinde müzmin birçok hastalığın tedavilerini hızlandırmıştır. Bu etki nedeni ile yıllarca hastanelerin etraflarına çam ağaçları dikilmiştir. Verem gibi müzminleşen enfeksiyon hastalıklarının tedavi edildiği hastaneler, hep böyle yerlerde kurularak hastaların daha çabuk şifa bulması sağlanmıştır.

Günümüzde bazı yörelerde evlerin belirli yerlerine kimyon serpiştirilmektedir. Kimyondan salgılanan fitonsidler ev ortamında mikropların yayılmasını önleyerek koruma sağlamaktadır.

Beyaz lahanada bol miktarda bulunan C vitamini ve fitonsid sayesinde mide ve bağırsak yaraları ve buna bağlı enfeksiyonlar çabuk iyileşmektedir. Beyaz lahana kükürt, beta, karoten, mineral ve vitaminler yönünden zengin olmasından dolayı çeşitli kanser türlerinin tedavisinde önemli rol oynar. Kalp krizinde kullanılır. İhtiva ettiği kükürt nedeniyle de cilt hastalıkları ve ağrılı eklem hastalıklarında harici ve dahili kullanımı tavsiye edilir. Yaşlılığı önler. Cinsel gücü artırır. Cildi gençleştirir.

Petkin: Petkin adı verilen diğer bir kimyasal bileşik ile de birçok hastalığın tedavisine destek sağlanmaktadır.

Su ile birleşen petkinler jölemsi bir kıvama dönüşürler. Vücudumuzda biriken çeşitli zehir kalıntılarının biriktirildikleri yerlerden sökülüp atılmalarına yardımcı olurlar.

Kuşburnu, üzüm, elma, limon, pancar gibi bitkilerde bol miktarda bulunan petkinler sayesinde organizmamızın direnci artar. Kolesterol, ürik asit ve fazla alınan yağlar nedeniyle hücrelerimiz oksidasyona uğrayarak hücre sağlığını bozabilen çeşitli ağır metaller oluştururlar. Bu metaller peltemsi maddenin etkisi ile vücudumuza zarar vermeden kolayca atılırlar.

Petkin maddesi yönünden zengin olan bitkiler boğaz ağrısı, öksürük, nezle, grip gibi durumlarda çok etkili olduğu gibi su tutucu özelliğinden dolayı kabızlık tedavisinde de isabetli ve yararlıdırlar...

Flovan: Bitkilerin bünyesinde bulunan bir başka yararlı maddedir. Flavon kalbi kuvvetlendirdiği gibi idrar söktürücü etkileri ile de kan dolaşımını düzenler. Yaşlılıkta sık görülen kalp yetersizliğinde tercih edilmesinin nedeni bu etkisidir. Astım, şeker hastalığı, alerjik hastalıklarda bu etkilerinden dolayı kuşburnu, şerbetçi otu, köknar, üzüm, portakal, yeşil çay rahatlıkla tercih edilen bitkilerdir.

Bitkilerde yukarıda saydığımız şifa kaynakları yanında bol miktarda bünyemize uygun çeşitli vitaminler bulunmaktadır. Bu doğal ve emilmesi çok kolay vitaminler insan organizmasının temel taşlarındandır.

Eksikliğinde çeşitli hastalıklara zemin hazırlayan vitaminlerin yeterli ve sağlıklı alınmaları için bitkiler bulunmaz doğal kaynaklar olarak bilinir. Bitkilerin yeşil kısımlarında bulunan sarı, kırmızı renkli olan karoten insan vücudunda A vitaminine dönüşerek kullanılmaktadır.

Buğday posası, yonca, bitkisel yağlarda bol bulunan E vitamini ise hücrelerimiz için önemli bir antioksidan madde olup hücre yaşlanması yıpranma ve hücre ölümüne karşı koruyucudur.

Yonca, kuşburnu, karnabahar gibi bitkilerden sentezienen K vitamini kanım pıhtılaşma dengesini sağlar. Kanın damarlardan akışkanlığı (viskozite) bu sayede dengelenerek, bir yerimiz kanadığında veya travmalara bağlı damar zedelenmelerinde gereksiz kan kayıpları önlenmiş olur. Damar içinde akan kanın pıhtılaşması da bu vitaminden kaynaklanmaktadır.

Hücrelerimizin zinde ve sağlıklı olmaları için şart olan C vitaminin kaynağı da hiç kuşkusuz bitkilerdir. Hücre zarını sağlamlaştırarak hastalıklara karşı dayanıklı olmamıza ve bağışıklık sisteminin desteklenmesi de yine bu vitaminin dengeli ve düzenli alınmasına bağlıdır. Lahana, patates, soğan, domates, portakal, üzüm, kuş burnu ve yeşil yapraklı sebzeler ilk aklımıza gelen C vitamini kaynaklarıdır...

Bu bitkilerin taze ve mevsiminde yenilmesi daha çok yarar sağlamaktadır. Çabuk ve hızlı bozulma özelliklerinden dolayı C vitamin kaynakları fazla bekletilmeden, ince doğramadan, çok parçalanmadan ve en önemlisi fazla pişirilmeden tüketilmeye çalışılmalıdır.

Kimyasal ve rafine ilaç endüstrisine karşı güven azalmasının bir sonucu ola¬rak bütün dünyada bitkilerin kullanımı giderek daha yaygınlaşmaktadır. Rafine ilaçların yan etkileri ve hastalığa etkileriyle ilgili sorunları artmaya devam ettikçe bu güven doğal olarak devam edecektir. Bazı hastalıkların müzminleşmesi günümüzde sık kullanılan birtakım ilaçlarla bağlantılıdır.

Bitkilerin olumlu ve olumsuz etkileri, doğal oluşları organizmamız için muhakkk önemlidir. Yeter ki bunları kullanacak insanlar ehil ellerden, tavsiye edilen şekillerde ve önerilen miktarlarda alsınlar.

Birçok şifalı ot solunum, sindirim, dolaşım, ve kan damar sinir sistemine olumlu etki eder. Çalışma düzenini dengeler. Bu bitkiler ile sadece şifa değil aynı zamanda organizmaya biyolojik etkili maddeler mineral vitamin ve eser elementlerde almaktayız.

Bitkiler hastalıktan ziyade hasta insanı tedavi eder. Sayısız şifalı bitkiden uygun olanları yeterli miktar ve sürede hastaya uygulamak ise başlı başına bir uzmanlık deneyim ister.

İnsan organizması bu kadar araştırmaya ve bilgiye rağmen hala daha bilinmeyenleri ile muamma olma özelliğini sürdürmektedir. Hastaların sağlıklı ve mutlu olmalarını esas gaye edinen doktorlar, ellerindeki tüm imkanları herhangi bir ayrıma tabi tutmadan onların sağlıkları için kullanmanın yollarını araştırmalı ve bu yolda sonuca ulaşmayı amaçlamalıdırlar.

Bitki reçeteleri nasıl hazırlanır?

Fitoterapiye yönelik bir reçete hazırlamanın, kendine has bazı ilkeleri vardır. Bu reçeteler basit ve karmaşık olmak üzere ikiye ayrılır. Basit reçete belirli bir semptomun izalesini hedef alan tek bir şifalı bitkiye dayanan reçetedir; bağırsaktaki gazın giderilmesi için dereotunun verilmesi gibi. Karmaşık reçete söz konusu olduğunda, işin içine yirmi kadar şifalı bitki girebilir.

Basit bir örnek olarak şeker hastalığına karşı kullanılan bir reçeteyi sunalım: Kurufasulye kabuğu, ısırganotu, böğürtlen, söğüt ağacı kabuğundan yirmi beşer gram alınarak elde edilen karışımdan bir çorba kaşığı alınır ve üzerine dökülen 150 gram sıcak su 3 dakika kaynatılır, süzülür, soğutulur ve içilir. Bu işlem günde 3 defa tekrarlanır.

1960'lardan itibaren, ilaç sanayinin kimyasal senteze dayalı olarak gelişmesi sonucu, Türk üniversitelerinden Farmakope ve Galenik Farmakognozi'nin temeli olan şifalı bitkilerin incelenmesi müfredattan kaldırılmış bulunmaktadır.

Bundan dolayı da Türkiye'deki on binlerce farklı bitkinin farmakognozik özellikleri artık tam olarak bilinmemektedir.

Bulgaristan'da ise 400 bitkinin şifa verici özellikleri devlet kanalıyla tespit edilmiş olup, bunlar milli ilaç sanayinde kullanılmaktadır. Bugün son derece güçlü ve etkin ilaçların piyasadaki varlığı hekimleri şifalı bitkilerden yararlanmaktan doğal olarak uzaklaştırmış bulunmaktadır.

Bitkilerin yan etkileri var mıdır?

Bugün yoğun olarak kullandığımız ilaçlar, şifalı bitkilerin aksine, birtakım toksik, alerjik, hemotolojik vs. yan etkilere sahiptir. Bu ilaçların uzun süre kullanılması hasta üzerindeki toksik etkilerinin artmasına neden olmaktadır.

Mesela uzun süre ağrı kesici ilaç kullanılması böbrek yetmezliğine yol açmaktadır. İşte bu gibi durumlarda, yan etkileri pek az olan şifalı bitkilerle tedavi önem kazanmaktadır. Şifalı bitkilerle tedavide bitkilerin içindeki etkili kimyasal maddenin organizmaya zarar vermesini önleyen başka kimyasal maddeler de vardır. Bu bakımdan şifalı bitkilerle tedavi, ilaç sanayinin ürettiği ilaçlara göre daha büyük bir biyolojik uyum sağlar.

Mesela demir müstahzarlarının alerjik etkilerine karşı demir içeren bitkilerin alerjik etkileri yoktur. Şifalı bitkilerin toksik etkileri müstahzarlara göre fevkalade düşüktür. Mesela müstahzar atropinin dozu iyi ayarlanmazsa sonuç son derece tehlikeli olabilir. Fakat "güzelavrat otu" (belladonna) ile yapılan tedavide bu bitkinin ihtiva ettiği doğal atropin aynı tehlikeyi göstermez, zira bunun dozu çok kolay ayarlanabilir.

Bitkilerin kullanım şekilleri

Şifalı bitkilerle tedavi müstahzar ilaçlara göre çok daha ucuza gelir. İdeal tedavi iki safhada değerlendirilmelidir. Birinci safhada semptomların izalesi için müstahzar ilaçlara dayanan kısa süreli bir tedavi uygulanmalı; bunu, şifalı bitkilere dayanan uzun süreli tedavi izlemelidir. Böylece uygulanan ilaçların yan etkileri minimuma indirilmiş olur.

Şifalı bitkilerden yapılan ilaçlar evde üç şekilde hazırlanabilir.
1- Bitkiyi sıvıya batırıp etkin maddesinin sıvıya geçmesini sağlayan solüsyon yöntemi.
2- Bitkiyi alkol ya da etere batırıp etkin maddesinin bunlara geçmesini sağlayan tentür yöntemi.
3- Bitkiyi kaynayan bir sıvı içine batırıp etkin maddesinin daha yoğun bir biçimde geçmesini sağlayan infüzyon yöntemi.

Bir başka şekil de şifalı bitkiyi kurutup puro haline getirmektir. Bunlarla beraber şifalı bitkileri bilinçsizce kullanmamak gerekir. Mesela kabızlığa karşı etkin bir ilaç olan sinameki uzun süre kullanılırsa kalın bağırsak atrofisi meydana getirir.

Bütün bunlardan çıkarılması gereken sonuç şudur ki şifalı bitkilerle tedavi amatör kimseler tarafından değil, bu bitkilerin bütün özelliklerine vakıf bilinçli hekimler tarafından yapılmalıdır.

Modern tıpta fitoterapi

Bitkiler ilk insanın yaratıldığı günden bu yana bizler için gıda ve şifa ve kaynağı olmuştur. Yaşadığımız yüzyılın başına kadar da en önemli ilaç kaynağı yine bitkilerdi. Uzun süredir doğal kaynakları esas alan tıbbi çalışmalar yine binlerce bitkinin kullanım alanını da belirlemiştir. Özellikle Hindistan ve Çin'de binlerce yıllık araştırma ve tıbbi gelenek şifalı bitkilerin ayrımında temel kaynak olmuştur. Son 3040 yıllık süreçte ise Almanya bu konuda tamamen laboratuar araştırmalarına dayalı çalışmalarda bitkisel tedavide dünya lideri konumuna gelmiştir.

Şifalı bitkiler pek çok ilacın ham maddesidir. Bu şekliyle pek çok hastalığın tedavi edilme fırsatını da verir. Bitkilerle tedavinin alternatif tıp olarak isimlendirilmesi son derece yanlıştır. Özellikle teşhis yöntemlerinde son derece ileri düzeyde olan modern tıp Batı'da bilhassa Almanya'da bitkisel tedavi alanına da müdahale ederek, bitkileri de tedavi aracı olarak kabul etmiştir. Bu uygulamanın güze! ve doğru sonuçlar doğurduğu da ortadadır.

Alman Sağlık Sigortası sistemi bitkisel ilaç bedellerini ödemektedir. Bitkisel ilaç ruhsatı ve¬ren Almanya'daki baş konseyin onayını almış ilaçlar ülkemizde de reçetelere girmektedir.

Şifalı bitkilerle tedavide hekim kontrolü

Ülkemizdeki bitki çeşidi 10 bin civarında olup, tüm Avrupa'daki bitki türlerinin iki katıdır. Bu bitkilerin 45 bin kadarı ise münhasıran ülkemiz coğrafyasında yetişir. Bilinçsiz, kültürsüz, kazanç hırsıyla hareket eden ot toplayıcıları bu definenin en büyük düşmanıdır maalesef.

Günümüz tıp dünyasının bu konudaki katı tutumu; son on yıldan bu yana meydana gelen talep patlaması, tüketici eğilimindeki artış, Batı'dan vitamin ve besin takviyelerinin ithaliyle başlayarak hızlanan bitkisel ilaç çeşitliliği, basının bitkisel tedaviyi değerlendirip konuya özel önem vermesi, kontrolsüz ürün imalatıyla bitkisel ürün çeşidinin artması vb. nedenlerin etkisiyle giderek yumuşamaktadır. Bir kısım doktor ve sağlık elemanının katı tutumu ise hastaların bitkisel tedaviyi daha ekonomik ve inandırıcı bularak modern tıp tedavisini terk etmesine yol açıyor.

Bu konuda en doğru hareket ise; eczacılık ve tıp fakültelerinin bitkisel tedaviyi eğitim programlarına dahil ederek, ehliyetsiz kişi ve kurumların insanları ve umutlarını sömürmelerine son vermeleridir.

Yapay kimyasalların çevreye verdiği zararların boyutları ve bunların insan bedeninde oluşturduğu hasarlar hakkında giderek daha çok bilgiye ulaşan kitlelerin doğal kökenli ilaçlara yönelmeleri kaçınılmazdır. Bu yöneliş artarak sürmektedir, sürecektir de. Sürekli yapay ilaç kullanan kişilerin kanser hastalığına yakalanma risklerinin arttığı da artık bilinen bir gerçektir.

Doğal ilaçlarla tedavinin bir uzman hekim gözetiminde yapılması önemlidir.

İnsanoğlu bedensel ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenmeye başladığından bu yana bitkileri de öğrenmeye ve kuşaktan kuşağa aktarmaya başlamıştır. 4000 yıl önce konunun ilk kitabı bir Çin imparatoru tarafından yazılmıştır. Ayrıca Mısır'da yapılan mezar kazılarında da şifalı bitkilerin yazılı olduğu reçeteler bulunmuştur.

Şifalı bitkilerin yaygın kullanım biçimi çay olarak içilmesidir. Ama bu çayların hazırlanış biçimleri çok farklıdır. Bu konuda güvenilir kaynaklardan yararlanılmalıdır. Her bitkinin kaynatılarak suyunun içilmesi ise çok büyük yanlışlıktır. Örneğin ıhlamur gibi bitkiler bilindiğinin aksine kesinlikle kaynatılmamalıdır.

Menopozun çaresi bitkiler

Londra Üniversitesi'nin hazırladığı hastalıklarla doğal savaş rehberinde, kırışıklıklara karşı pul biber, kolesterole muz, mide ağrısına hardal ve tarçın iyi geldiği belirtilmektedir.

Bu rehberde sindirimi çok rahat olan avokado, özellikle bebeklere tavsiye ediliyor. Bu meyvenin içerdiği E vitamini kalbe iyi gelirken, yüksek potasyumu depresyonu önlüyor. Kayısının içindeki 'Betakarotene' adlı madde, hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önlüyor. Kuru kayısı ise astım gibi alerjilere iyi geliyor.

Enginar, karaciğerin yanı sıra romatizma, artrit ve gut hastalarına ve hamilelere tavsiye ediliyor. Yüksek miktarda karbonhidrat içeren ve zengin bir potasyum kaynağı olan muz, kalbin ve tansiyonun dostu. Rezene ve tahıl ürünleri de benzer yarara sahip. Sadece iki üç adet kuru eriğin bile vücudun antioksidan ihtiyacını karşıladığı, idrar yolları kaslarını rahatlattığı ve kolon kanserine karşı koruyucu olduğu belirtiliyor. Yüksek orandaki bor mineraliyle, menopozdaki kadınlarda östrojen seviyesini dengeliyor.

Çağın bitkisi meyankökü

Kekik yağı ve zencefille yapılan masaj, romatizma ağrılarını azaltıyor. Kurufasulye, diyabet riskini büyük oranda düşürüyor. Mercimek de çözünebilir lif içeriği sayesinde diyabet ve kalp hastaları için en iyi besinlerden biri. Havuç tüketimi arttıkça kanser riski azalıyor. Eskiden kanser tedavisinde kullanılan incir, günümüzde de kansere karşı koruyucu sayılıyor. Mısır, yaşa bağlı gelişen görme bozukluklarını azaltıyor. Meyankökünün, SARS'a karşı etkili olduğu da gözlenmiş durumda.

Araştırmada, meyankökünden elde edilen ve "carbenoxolon" olarak bilinen bir bileşimin, beyinde yaşlanmaya bağlı akıl faaliyetlerinin azalmasına neden olan bir enzimin oluşmasını engellediği belirlendi.

Ulusal Bilimler Akademisi Raporları'nda yayınlanan araştırmaya göre, bu bileşimi günlük olarak alan sağlıklı yaşlılarda sözel akıcılığın arttığı, diyabetli yaşlıların da sözel hafızalarında canlanma saptandı.

Araştırmada, 55-75 yaşlarında 10 sağlıklı erkek ile diyabetli 12 yaşlıya rasgele seçilerek günde 100 mg carbenoxolon veya plasebo verildi. 4 hafta sonra sağlıklı erkeklerden bu bileşimi alanların sözel akıcılık testlerinde daha iyi performans sergiledikleri tespit edildi.

Diyabetli yaşlılardan 6 hafta süreyle bu bileşimi alanlarda da sözel hafıza yeteneğinde artış görüldü.

Grip, nezle, anjin ve nefes darlığına faydalı olduğu, öksürük ve balgam söktürdüğü ve yüksek tansiyonu düşürdüğü bilinen meyankökü, ABD'de, "licorice" adıyla sık tüketilen bir şekerleme.

Görüldüğü gibi Londro Üniversitesi şifalı bitkilerin hayatımızın bir çok sahasında karşılaşacağımız fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklara karşı bir 'koruyucu ve tedavi edici' yönünün olduğunun araştırmalarıyla ispatlamış ve kamuoyuna duyurmuştur.

 
© ERÖZEN BİTKİ ÇAYLARI | design & developed by Tanıdık Ajans